Vocatus adque non vocatus, deus aderit

C.G.Jung’un evinin kapısı.

“Çağırılsın ya da çağrılmasın, Tanrı vardır”

bu şey, gerçek.
refleksoloji diyorlar buna.
henüz bilmiyorum nasıl yapıldığını ama,
öğreneceğim.

bu şey, gerçek.

refleksoloji diyorlar buna.

henüz bilmiyorum nasıl yapıldığını ama,

öğreneceğim.

Uçuktu Uçuvermedi.


keşke antistresss diye bir ilaç olsa şöyle.

yutsan içsen ya da vurulsan yani bir şekilde kanında gezse şu meret de beyine: ‘sakin ol, sakin ol, sakin ol’ uyarıları gönderse.

ağzımda çıkmadık aft- üçer beşer tane-, dudağımın uçuklamadığı yeri kalmadı.

uçuk virüsü, yani herpes, kırk takla atsan da ölen bir virüs değil.

ölmüş gibi yapar ama pusuya yatar; strese girip gardını indirdiğin an hortlar.

aftlar da diğer bir versiyon..

sükuna ermenin bir çok yolu var tabii, ama insan her an hepsini yapmaya muktedir olamayabiliyor ya da yapacak motivasyonu bulamayabiliyor.

bu yüzyılın hastalığı: endişe, korku.

21. yy’ın ruhu bozuk.

bozuk ruhun uçuğu da kaçığı da çok olur.

1 yorum

teorik olarak tüm kanser türleri vücutta herhangi bir yere metastaz yapabilir, lakin bunu pratikte pek görmeyiz. melanom(cilt kanseri) böyle olmayan bir kanser türü… düşünebileceğiz her yere yayılabiliyor, deride bir süreliğine görünüp kaybolabiliyor…

bilinen şu: çok sırnaşık, yapışık, out of control!

adam acıkmış...

organizmamız fizik ve kimya yasaları üzerine kurulu.
gerisi yalan.
kalbi anlamak, kapakçık hastalıklarını hatmetmek istiyorsa kişi, işin fiziğini bilecek.
aritmiler ve ilaçlar içinse, işin kimyası olacak kafasının bir köşesinde.
bilmece gibi.
tek fark, bu iş bir oyun değil.

organizmamız fizik ve kimya yasaları üzerine kurulu.

gerisi yalan.

kalbi anlamak, kapakçık hastalıklarını hatmetmek istiyorsa kişi, işin fiziğini bilecek.

aritmiler ve ilaçlar içinse, işin kimyası olacak kafasının bir köşesinde.

bilmece gibi.

tek fark, bu iş bir oyun değil.

dance of the cells

insan onlarca sayfa protein, lipid, reseptör, sitokin, kemokin ve daha nicelerini okuyup düşündüğünde bir şeyler tahayyül edebilir ama bu üç dakikalık video bile olan bitenin tahayyül ötesinde olduğunu gösteriyor.

hücreler bizimle alay ediyor.

haklarıdır..

                     

dr. masaru emoto adında bir japon yaptı bu araştırmayı. sözün ve muziğin su moleküllerinin üzerindeki etkisini resimledi. mantık yürütüldüğünde denebilir ki: su molekülünün etkilenmesi dolaylı olarak insan vücudunun etkilenmesi demek; zira vücudun %50 ila %65’i su (kadın erkek farkı).

musiki uzunca bir süredir ruh hastalarının hatta fiziki rahatsızlıkların tedavisinde  kullanılmakta. örneğin “viyana-meidling rehabilitationszentrum”da belli hastalara türk musikisi makamları dinletiliyor. hatta yapılan araştırmalar beyin dalgalarında bariz değişiklikler gösteriyor.

buraya kadar her şey güzel.

peki nasıl?

vücudumuzda olup biten herşeyin kimya ve fizik yasalarına dayalı olduğunu düşünürsek, müziğin de vücut üzerinde böyle bir etkisi olması gerekir, olaya bilim gözlüklerini takarak baktığımızda. müziğin serotonin salgılanmasını arttırdığına dair bir kaç tez var. 

e güzel.

organizmayı sadece işleyen mekanik bir fabrika olarak gördüğümüzde şunu söyleriz:

vucutta sayısız reseptör aracılığı ile etki-tepki, azalış-artış, fonsiyon-disfonksiyon olayları düzenlenir. serotonin salgısında artış olabilmesi için buna sebep olacak reseptörün bir şekilde uyarılması gerekir. yani: gözle görülen, elle tutulan yahut mikron büyüklüğünde bile olsa ölçülebilen bir şeyin reseptörü uyarması gerek.

ama

gelin görün ki müzik böyle bir etken değil, elle tutulmaz, gözle görülmez.

demek ki ruhun da reseptörleri var..

katatoni, ağır depresyon hastalarında, şizofrenlerde ve daha bir kaç ileri psikiyatrik hastalık ile de görülebilen bir durum. bizde, “tutuldu dondu kaldı” ya da “dondu tutuldu kaldı” olarak hafızalarımızda yer etmiştir (‘bana bir şeyhler oluyor’). tam da öyledir gerçekten. kaskatı kesilir hastalar, kıpırdamaz, yemez, içmez vs… ne kadar süreceği belli de olmaz. işte böyle durumlarda hastalara elekroşok tedavisi (ECT) uygulanır. bu durmun iyileşmesine yardımcı olmasını bırakın, özellikle ağır depresyon hastalarının depresyonuna bile iyi gelebilmektedir. nasıl? cevabı bilinmiyor.

bir ECT sahnesi olarak aklıma ‘guguk kuşu’ filmi geldi; mcmurphy’e elektrik verilen sahne-gerçi orada bir ceza uygulamasıydı. evet teçhizat, uygulama biraz ilkelmiş ama öyle. şu an çok daha dikkatli ve emniyetli uygulanıyor. 

katatoni durumu başka tabii ama insan bazen kendini monotonlaşmış ve yavaşlamış hissediyor. işte o gibi durumlarda, şöyle ECT gibi bir şey olsa da kendime gelsem, diyor insan. enerji içeceği içmeyen, madde kullanmayan biri iseniz alternatif olarak ya koyu bir kahve ya da ECT var elinizde. 

kahve iyidir:

SSS uyarıcısı, euphorie yapar.

hafif diüretiktir.

+ kronotrop.